Kurmaca: Gerçeklik ve Anlatının Kesişimi

Bu derste, “kurmaca nedir?” sorusu temel alınarak kurmacanın doğası üzerine düşünülmesi hedeflenmektedir. Kurmaca metinlerin gerçeklikle kurduğu ilişki, okur algısı üzerindeki etkileriyle birlikte ele alınacak; kurmaca ile gerçek arasındaki sınırların nasıl çizildiği tartışılacaktır. Umberto Eco’nun konuya ilişkin düşüncelerinden yola çıkılarak, okurun bir anlatıyı nasıl ve ne ölçüde “gerçekmiş gibi” kabul ettiği değerlendirilecektir. Yapılacak uygulamalarla birlikte, kurmacanın yalnızca bir anlatı biçimi değil, aynı zamanda düşünsel bir deneyim sunduğu ortaya konacaktır.
Kurmacaya dair şu sorular, konuya giriş yapmadan evvel etkili bir başlangıç oluşturabilir.
- Bir şeyi "gerçek" yapan nedir? Bir şeyi "kurmaca" yapan nedir?
- Bir hikâyeyi gerçek olmadığını bile bile neden gerçekmiş gibi dinler veya okuruz?
- Kurmaca anlatılar bireylerin dünyayı ve kendilerini anlamasında nasıl bir rol oynar? (Kurmaca yalnızca eğlendirmek için mi vardır? Yoksa bilgi üretimi, empati geliştirme, kültürel kimlik oluşturma gibi işlevleri de var mıdır?)
Ayrıca şu konuya da eğilebilir ve öğrencileri düşünmeye sevk edebilirsiniz.
“Şiir, Türkçede çoğunlukla kurmaca grubuna dahil edilir ve bu nedenle kurmacanın da daha kapsayıcı bir yapısı olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan İngilizcede, şiir kurmaca olabilse de genellikle kurmaca kategorisine dahil edllmez ve ayrı bir sınıflandırmada yer alır.” Bunun sebebi ne olabilir?
Kurmaca ve Görsel Algı: Gerçeklik Nerede Başlar?
Aşağıda yer alan dört görseli inceleyin. Her biri, “kurmaca” kavramıyla ilişkilendirilebilecek farklı bir bakış açısını temsil etmektedir. Her görselde şunları sorgulayınız: “Bu sahne gerçek olabilir mi? Gerçeklik ve kurmaca arasındaki çizgi burada nasıl bulanıklaşıyor? Kurmaca olması, bu sahnenin değerini ya da etkisini azaltır mı?”
MURAT GÜLSOY'LA SÖYLEŞİMİZ: PODCAST
MURAT GÜLSOY-PODCAST


Türkçe A/Edebiyat yazarları olarak yazar Murat Gülsoy'la yapmış olduğumuz görüşmenin podcastini öğrencilerinizle birlikte dinleyiniz. Kıyamet Sonrası Olağan Bir Gün eserini esas alarak gerçekleştirdiğimiz söyleşi, kurmaca metnin oluşumuna dair ipuçları vermekte ve türlerin birbirinden ne ölçüde ayrıştığını sorgulamaktadır.
Podcastteki ana noktalar şöyle özetlenebilir:
- Kitap, bir buçuk yıl kadar süren fragmanlardan oluşuyor. Gülsoy, sonrasında bunu bir roman olarak konumlandırıyor. Roman popüler, çoksatar ve ticari. Kitabın yazıldığı dönem pandeminin tam içinde. Pandeminin yarattığı o tuhaf atmosfer, toptan kapanma- cennet ve dehşet zıtlığı- Gülsoy'da post-apokaliptik, kıyamet sonrası bir ortamın hissini uyandırıyor. Kötü bir dünya tahayyülü. Gülsoy, bir zeytin ağacının gölgesinde metni kaleme alıyor. Ağacın kırılganlığı ve sonsuzluğu, kadim ve kültürel bir bağlama sahip bir motif.
- Akımların, postmodernizm ve modernizm- birbiriyle olan bağlantısı ve kesişim noktaları var. Gülsoy, kendi metinlerini herhangi bir teorik cetvelle ölçmediğini belirtiyor. Edebiyatta önce eser var, teori sonra geliyor. Yazılanları bir kurama oturtmak her zaman doğru olmayabiliyor. Postmodern anlatı, bize dayatılan anlatıların ardını görebilmemiz anlamında kıymetli.
- Eserdeki melek figürü (zaman ötesi bir unsur) ve zeytin ağacı (zamansızlık) dikkat çekiyor. Metnin Türk edebiyatındaki başka metinlere gönderme yapan (Attilâ İlhan, Tevfik Fikret, Nâzım Hikmet-Metin, imgelemin parçası olmaya daha yakın hâle geliyor.) yanı ve bunları aşan bir lezzeti, bunu da bir kederle bezemesi, ilginç. Bunu zamanın durması bağlamında değerlendirmek mümkün. Hareket durunca zamanı da durdurmuş oluyoruz. Ölü bir an.
- Edebiyat eserlerinin kurulmasındaki ana unsurlar zaman ve mekan. Bu bir hareket oluşturuyor. İradi bir varlığı izliyoruz, seçimlerinin sonuçlarını görüyoruz. Bu yoksa, metinden de bahsedemeyiz. Bu kitap, zaman kısmının askıya alınması açısından da deneysel.
- Bu metnin şiire yaklaştığı bir durum var. Şiire yönelik bilinçdışı şekilde bir onun kıyıya vurması ve şiirsel formu yeniden ortaya çıkarması olası. Gülsoy'a göre şiir, yine de polemiklerin merkezi durumunda olmuştur edebiyat sahasında. 1980'den sonra şiir, toplumun sesi olması görevini yitirdi ama son yirmi yılda yine de farklı sesler ve biçimlerle, konularla kendine yer buldu. Tektip bir edebiyat anlayışı yok. Türler arası geçişler değerli. Bunları net şekilde ayırmak, sınıflandırmak ticari bir şey.
- Berlin Üzerindeki Gökyüzü, 1987 Almanya Fransa ortak yapımı şiirsel fantastik filmdir. Bu filmle, kitap arasında da benzerlikler mümkün. Gülsoy, bu filmi metni yazdıktan çok sonra izlemiş. Filmde kargalar yer almaktadır. Filmde melekler Damiel ve Cassiel'in Berlin'deki insanları gözlemlediği sahnelerde, kargalar sembolik bir öğe olarak kullanılmıştır. Bu kargalar, meleklerin dünyası ile insanların dünyası arasındaki geçişi ve gözlemci bakış açısını temsil eder. Gülsoy'un da metninde kargalar var ve yazım esnasında da kargalar vardı ve bu benzerlik “kolektif bir bilinçdışı” olarak okunabilir.
Kurmaca bir metin, yazıldığı dönemin toplumsal ve ruhsal atmosferini ne ölçüde yansıtmak zorundadır?
Pandemi dönemiyle şekillenen “kapanma hissi”, “kıyamet sonrası atmosfer” gibi unsurlar bu eserde kurmaca anlatının hangi yönleriyle ifade buluyor olabilir?
Zamanın askıya alındığı bir anlatı biçimi, kurmacanın doğasını nasıl etkiler?
Zamanın durduğu veya hareketin bittiği bir anlatıda, anlatıcı ve karakterin varlığı nasıl anlam kazanır ya da kaybeder?
Melek ve karga gibi motifler bir kurmaca evrende hangi anlam katmanlarını açığa çıkarabilir?
Bu motiflerin hem Gülsoy’un metninde hem de Berlin Üzerindeki Gökyüzü filminde yer alması, "kolektif bilinçdışı" kavramı üzerinden nasıl okunabilir?
Türler arası geçiş (şiir, roman, anlatı) kurmacanın sınırlarını genişletir mi yoksa bulanıklaştırır mı?
Gülsoy’un metninin şiire yaklaşması ve fragmanlardan oluşması, kurmaca bir metnin bütünlük anlayışını nasıl yeniden tanımlar?
“Önce metin vardır, sonra teori” anlayışı, kurmaca eserleri değerlendirme biçimimizi nasıl dönüştürür?
Bir eseri teorilere göre okumak mı daha doğrudur, yoksa her kurmaca kendi iç gerçekliğini mi yaratır?
Kırmızı Başlıklı Kız ve Kurmaca Gerçeklik Üzerine Düşünme
Sınıf arkadaşlarınıza “Kırmızı Başlıklı Kız” masalını sözlü olarak anlatınız. Masalı kendi kelimelerinizle, önemli olayları atlamadan ve dinleyicilerin anlayabileceği şekilde aktarınız.
Ardından aşağıdaki paragrafı birlikte okuyunuz:
Eco’nun okurun kurmaca ve gerçek arasındaki ayrımına Kırmızı Başlıklı Kız’dan örnek verdiği görülür. Tüm bunlardan hareketle Eco Kırmızı Başlıklı Kız masalını okurken kurdun gerçek yaşamdaki ormanlardaki gibi tüylü olduğunu düşünüldüğünü söyler. Kurt Kırmızı Şapkalı Kız’ı yuttuğunda ise kızın öldüğünü varsaydığımızı düşündüğümüzü aktarır. Çünkü ona göre “Kurmaca öyküler okurken, belli şeylerle ilgili olarak inançsızlığımızı askıya almakta, belli şeyler içinse bunu yapmaktayız” (Eco 2019: 104).
Şu video izlenerek, öğrencilerin hayal güçleriyle animasyon arasındaki benzerlik ve farklılıklar değerlendirilebilir.
Şu sorular üzerine bireysel şekilde ya da grup halinde düşününüz:
- Masalı dinlerken ya da anlatırken onun kurmaca olduğunu biliyor muydunuz?
- Masaldaki hangi detayları “gerçek gibi” kabul ettiniz? Hangilerini gerçek dışı olarak fark ettiniz?
- Eco’nun “bazı şeylerle ilgili inançsızlığımızı askıya alırız” sözünü masal bağlamında nasıl yorumlarsınız?
- Bu masal, kurmacanın gerçeklik algımıza nasıl etki ettiğini gösteriyor mu?
Son olarak, düşüncelerinizi yazılı ya da sözlü olarak sınıfla paylaşınız. Dilerseniz kısa bir yazı yazabilir ya da tartışma sırasında söz alarak katkıda bulunabilirsiniz.
Kavramlarla Kurmacayı Tanımlama
“Kurmaca” dendiğinde ne anlıyorsunuz, belirtiniz. Cümlelerinizi aklınıza gelen üç kavramın ışığında şekillendirebilirsiniz.
Örnek
Edebî, biricik, hayal
Selçuk Çıkla'nın “Romanda Kurmaca ve Gerçeklik” isimli makalesi “Kurmaca Nedir?” sorusuna yanıt aramak adına değerli bir kaynaktır. Aşağıda, makaleden bir kesit verilmiştir. Dikkatle inceleyerek konuyu özümseyiniz.
Öğrencileri yönlendirirken her paragrafta öne çıkan düşünceyi bir cümleyle özetlemelerini isteyebilirsiniz. Ayrıca, her paragraftaki temel düşünce ya da duygunun birer sözcükle ifade edilmesi de kaliteli bir odak sağlayacaktır.
Edebi anlamda kurgu dünyası, kurgusal bir gerçekliği temsil eder. Gerçeklik dediğimiz şey değişikliğe uğrayarak edebi eserin içine girmiş ve hayatın gerçekliği ile sanatın gerçekliği çakışmıştır. Gerçeklik, dil yoluyla kâğıt üzerinde yazılarak ve okunarak birçok farklı gerçeklikler bir araya getirilerek yeniden üretilir. Kurguda üretilmiş bir gerçeklik vardır. Aslını isterseniz bütün kurgular bir kurmaca, bütün sanat bir aldatmacadır ve bütün büyük yazarların dünyaları kendi mantığı, kendi kuralları, kendi rastlantıları ile bir düş dünyasıdır (Nobokov, 1988: 32). Kurmaca metinler, bizim bildiğimiz, duyduğumuz, gördüğümüz insanların, mekânların, olayların, duyguların, zamanların benzerlerini sunarlar bize, ancak dış dünya gerçekliği ile kurmaca dünya içinde verilmeye çalışılan gerçeklik, temelde birbirlerinden bir hayli uzak iki kutbu temsil ederler (Çıkla, 2002: 115). Roman dünyası ile gerçek dünya arasındaki bağlantı ya taklide (representation) ya da temsile (illustration) dayalı gerçekleşir ve bazı romanlarda karakterlerin gerçek insanlara, olayların gerçek hayattaki olaylara benzeyişleri herhangi bir bakımdan anlamlı değildir; bunlar sadece roman dünyasındaki olaylara okuyucunun dikkatini çekmek için vardır (Scholes & Kellogg, 1988: 341). Yani kurgu bir ‘mimesis’tir.
Edebi kurgular sadece dilsel birer gerçekliktirler ve kendine has kavramları ile içinde yaşadığımız dünyaya bir alternatif olarak gönderge statülü hayali bir dünyayı dil yoluyla kurarlar (Waugh, 1984: 100). Kurgular, gerçekliği dil yoluyla değişikliğe uğratarak bir yanılsama şeklinde aktarırlar. Yani gerçekliği farklı bir ortama çeker ve farklı kuralları olan bir yerde biçimlendirirler. Doğasından kopan gerçeklik hiçbir suretle orijinal olmayacak, yeni ortamına kök salamayacak, çatışmalı bir varlık kazanacak, dolayısıyla bir kurgu olduğu özüne işleyecek ve kurgu üstü bir nitelik taşıyacaktır. Bütün üst-kurgusal metinler gerçeklik ile kurgu arasındaki yok edilemez çatışmanın varlığını sorgular ve günlük dünyanın veya birbirlerinin gerçekliği ile yarışan alternatif dünyaların özbilinçsel yapılandırılmasıyla bu sorgulamalarının izini sürer (Waugh, 1984: 111).
Bu durumda gerçeklik ortam değiştirmiş, doğası bozulmuş ve dille yeniden montelenmiş ve haliyle bu yeni varoluştan uyumsuzluk ortaya çıkmıştır. Kurguya alınan gerçeklikle kurgusal gerçekliğin yan yana getirilişi, ikisinin birleştirilmesi, bir arada tutulmaya çalışılması kurguda kendini gösterir. Bu yerler, gerçeklikle kurmaca arasındaki sınırların görüldüğü yerler olur. Bazen yazar araya girecek, yaptığı kurguyla ilgili yorumlar yapacak, bazen yazar anlatıcı kurgu içi geniş rolünü sergileyecek, bazen okur hedef alınacak, bazen konular gerçek ve kurgu malzemeleriyle beraber dokunulacak ve bazen de kurgunun bir dilden oluştuğu, sınırının dille çizildiği hissettirilecektir. Kurgu okuru ise fiziksel olarak kurgu sınırının hemen bitişiğindedir ama ayrı bir dünyadadır. Buna karşın kurgu da gerçek dünyanın fiziksel olarak bitişiğindedir ama o da başka bir dünyadadır. Kurgu gibi kurgu bütünü oluşturan her kurgu parçası da kurgusaldır. Gerçekliğe bir benzeyiş ama bir gerçek olamayış vardır. Örneğin edebi mekân, nesnelerin ve karakterlerin yerleştirildiği, karakterlerin içinde yaşadığı ve hareket ettiği ortamlardır (Jahn, 2012: 107). Ama insan, zaman gibi mekânı da edebiyat eserine olduğu gibi aktarmaz, aktaramaz, bunu bir şekilde kendince yapılandırır (Tekin, 2004: 113). Çünkü kurmaca esas itibari ile bir terkiptir ve diğer birçok eleman gibi mekân da bu terkibi meydana getiren önemli bir unsurdur (Tekin, 2004: 129). Yani kurguda mekân, kurmacadır, var olmayanların yerleştirildiği var olmayan –gerçekte varsa da var olduğu gibi olmayan– bir yerdir, ama var olan bir kitabın içindedir.
Kurgusal zaman da bir gerçeklik yanılsamasıdır. Kurgu, ister sözle ister yazıyla sunulsun inşa edilmiş bir yapıdır ve destandan romana kadar uzanan bu inşa edilmiş yapıların zaman gerçeğinden soyutlanarak ‘inşa’ edilmesi mümkün değildir çünkü bu yapılar zamanla asıl değerini bulur ve belirli bir zaman içinde anlaşılır (Tekin, 2004: 110). Dolayısıyla bir anlatı zamansız olamaz. Anlatı içindeki hikâye/ler belirli veya belirsiz bir zaman içinde geçer. Ama kurgu dünyası dille oluşturulmuş yapma bir dünyadır ve gerçek dünyanın yazıdaki yanılsamasıdır. Kurguyu oluşturan her parça gibi zaman da kurguda bir gerçeğimsidir ve bundan dolayı suni bir dokusu vardır.
Kurgusal zaman, bir kitabın açılmasıyla başlayan ve kapatılması ile biten bir zamandır. Gerçek zaman sürekli ilerlerken o sabittir. Kitap açılmadıkça başlamaz; açılınca da ancak okudukça ilerler. Olayların anlatılma zamanları bir kurguda değişmediği için istenirse sayfalar geriye çevrilerek kurguda geçen herhangi bir zamana dönülebilir. Yazarın yaşadığı, hissettiği, gözlemlediği veya düşündüğü bir şey sonradan yazıya taşınır, yazıda ise bir zaman içinde bunlar anlatılır, okur anlatılanları daha da sonra okur ve okurun okuma zamanları sürekli değişir. Burada yaşanılan veya hissedilen bir zaman, yazılan bir zaman, hikâyede geçen bir zaman ve okuma zamanı gibi birçok zaman vardır ve hepsi kurguda beraberdir. Aynı anda birçok zaman yaratılır. Söylem zamanı metnin tamamı okunurken harcanan, metindeki kelime, satır veya sayfa sayılarıyla ölçülebilen zamandır ama öykü zamanı metindeki bütün eylemin işgal ettiği kurgusal zamandır (Jahn, 2012: 100).
Bir kurguyu oluşturan temel unsurlardan biri de karakterdir. ‘Karakter’ kelimesi Almancada ‘figür’ ve Latincede ‘figura’ (şekil veya biçim) kavramının kökeni ‘fingere’den (yanıltmak, uydurmak) gelmesine karşılık İngilizceye Yunanca ‘kharacter’ (işaret) ve ‘kharaksein’ (kazımak, şekillendirmek) kelimelerinden gelmiştir ve anlamı hem kurmacayı hem de yazarak bir şeyi şekillendirmeyi içerir (Tepebaşılı,2012: 45). Kurgu yapısında yer alan diğer bütün öğeler gibi karakterler de ‘yapma’dır. Bütün kurgu öğeleri, bu karakterler için vardır ve karakterin etrafında döner. Kurmaca dünya onunla bir anlam ve işlev kazanır. Kurguda geçen olayları yapan, onları gerçekleştiren, olduran karakterdir. O yüzden roman yazarı oluşturacağı kurgusunda karakterleri belirler, nasıl kullanacağını planlar ve onları bir kurgu dünyasında canlandırır. Dolayısıyla karakterlerin kurgusallıklarına dair metin içi veriler de elde etmek mümkündür.
Kurguda anlatılanlar da kurgusal bir gerçekliktir. Gerçek hayatta yaşadığımız olaylar düz bir zaman çizgisi izler ama bir kurguda olaylar hayattaki sıra takip edilerek anlatılmaz. Kurguda olaylar, kendine özgü bir biçimde düzenlenir: bazen özetlenir, bazen olduğu gibi verilir, bezen sıraları değiştirilir ve tüm bu kurgu hammaddeleri olay örgüsüne dönüşürken sanatın gereklerine göre hayatta rastlayamayacağımız bir yapaylıkla düzenlenir (Moran, 2010: 183). Kurgunun mekân, zaman, karakter gibi olaylar da kurgusal bir biçime sokulur. Böylelikle parçalar arası bir bütün oluşturulur. Dolayısıyla parçaların/yapay parçaların bir araya getirilmesi/yapay bütünleme, aslında kurgunun iskeletini, bağlantı yerlerini ve nasıl bir bütünlük kurduğunu belli eder.
Kurgu, kendi içindeki kurgu yapısını oluşturan yapıları açık veya gizli gösterir. Çünkü kurgu gerçekliğe karşı doğal bir ‘bağdaşmazlık’ refleksi gösterir. Kurgu, her parçası ve bütünü ile farklı bir gerçekliktir, bir yapıntıdır. Bu inorganik durum kurguya her anlamda ve her şekilde siner. Gerçeklik kurgusallaşır ve kurgusal bir gerçekliğe dönüşür. Bu, fiktif bir dünyanın kabulleriyle oluşan bir gerçekliktir. Müdahale ve yönlendirmeye açıktır. Yazar, bu dünyanın tanrısı gibidir. Aynı anda çok yerde olabilme yazarın bir ayrıcalığıdır. Çünkü kurgu yazarının dünyalar arası, gerçeklikten kurguya ve kurgudan gerçekliğe geçişler yapabilme özelliği vardır. Ama okurun bu gerçekliği nasıl algılayacağına müdahale edemez. Kurgusal gerçeklik okurla beraber farklı boyutlar kazanır.
Kurmaca Üzerine Görsel Yorum: Güçbilmez’in Bakış Açısı
Türk kuramcı, yazar Beliz Güçbilmez’in kurmacayı anlattığı bu videoyu öğrencilerinize izletebilirsiniz.
Her grup, kendisine verilen video bölümünü izler ve aşağıdaki sorumlulukları yerine getirir:
- Videodaki anlatımı özetleyin. (Kendi kelimelerinizle)
- Kurmaca kavramına nasıl yaklaşıldığını belirleyin.
- Vurgulanan fikir veya kavramları tespit edin.
- Bu bölümde öne çıkan ifadeleri örneklerle destekleyin.
- Kendi yorumlarınızı ekleyerek anlatılanları sınıfta tartışmaya açacak 1-2 soru hazırlayın.
GRUP ÇALIŞMASI VE SUNUM
Aşağıda beş farklı düşünürün “kurmaca nedir?” sorusuna verdiği yanıtlar kronolojik olarak sunulmaktadır. Bu düşünsel yaklaşımları kullanarak sınıf içinde uygulamalı bir çalışma yapılacaktır. Sınıf beş gruba ayrılacaktır. Her gruba John Searle, Kendall Walton, Gregory Currie, David Davies ve Catharine Abell’dan biri atanacaktır. Her grup, temsil ettiği kuramcının kurmaca anlayışını özetleyecek, bu yaklaşıma özgü temel ilkeleri belirleyecek ve seçtikleri bir edebi ya da görsel kurmaca örneğini bu yaklaşımla ilişkilendirerek inceleyecektir. Gruplar çalışmaları sonucunda bir sunum, poster, yaratıcı yazı, kısa sahneleme ya da infografik gibi bir ürün hazırlayacaklardır. Etkinliğin sonunda her grup kendi kuramsal çerçevesini ve seçtiği örneği sınıfla paylaşacaktır.
Bu etkinliğin amacı, kurmacaya dair farklı felsefi bakış açılarını tanımak, bu bakış açılarını somut örnekler üzerinde uygulamak ve kurmaca kavramına çok yönlü bir anlayış geliştirmektir.
Güngör, Alper. “Kurmaca Nedir?”
“Kurmaca nedir?” sorusu analitik felsefe literatüründe 20. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak 21. yüzyılda da hâlâ güncelliğini koruyan bir tartışma konusu.
Bu soruya verilen başlıca yanıtları kronolojik olarak aktarmak üzere John Searle, Kendall Walton, Gregory Currie, David Davies ve son olarak Catherine Abell’ın görüşlerine kısaca değinmek istiyorum. John Searle “The Logical Status of Fictional Discourse” (Kurgusal Söylemin Mantıksal Durumu) makalesinde konuşma eylemi teorisi kapsamında kurmaca yazarlarının bir iddiada bulunduklarını ama bu iddianın taklitten ibaret olduğunu savunur. Searle’e göre söylem eylemleri, konuşmacının söylem performansıyla gerçekleştirdiği eylemleri ifade eder: iddiada bulunma, soru sorma, emir verme, vaatte bulunma, özür dileme gibi. İddia da belirli semantik ve pragmatik kurallara tabi olan özel bir tür söylem eylemidir. Konuşmacı bir iddiada bulunurken, Searle’in deyişiyle, “ifade edilen önermenin doğruluğuna kendini adar”. Kurmaca yazarı ifade edilen önermeleri taklit ederek iddia etme eylemiyle ilişkili semantik ve pragmatik kuralları askıya alır. Bir söylemi kurmaca yapan da bu kuralların askıya alınmasıdır.
Kendall Walton Mimesis as “Make-Believe” (Hayal Ürünü Olarak Mimesis) adlı eserinde kurmaca ve hayal gücü arasındaki yakın ilişkiyi vurgulayarak kurmacanın hayal oyunu olduğunu savunmuştur. Walton’a göre hayal oyunu sahne eşyalarının bir yaratma ilkesine göre kullanıldığı bir hayal gücü egzersizidir. Mesela, “Bir araba görürsen onun bir ejderha olduğunu hayal et” şeklinde bir yaratma ilkesini izleyerek kolayca bir hayal oyunu oluşturabiliriz. Walton inançların doğruluğu amaçladığını, hayal ürünlerininse kurmacalığı (fictionality) amaçladığını iddia eder. Dolayısıyla Walton’a göre bir şeyi kurmaca yapan, hayal oyunlarında sahne eşyası olarak hizmet etme işlevidir. Kurmacalığın tanımı böylece yalnızca metinlerle sınırlı kalmaz, aynı zamanda sahne dekorları, temsil içeren görsel sanat eserleri ve oyuncaklar da kurmacanın alanına dahil olur. Hayal gücü ve kurmaca arasındaki yakın ilişki Walton’dan sonraki literatürde de büyük ölçüde korunmuştur.
Gregory Currie The Nature of Fiction’da (Kurmacanın Doğası) bu bağlantıyı geliştirerek Searle’ün görüşünü reddetmiş ve Paul Grice’ın iletişimsel eylemler hakkındaki görüşüne dayanan alternatif bir söylem eylemi (kurmaca yapma eylemi) teorisi önermiştir. Grice’a göre iletişimsel eylem “birine açıkça bir şey söylemek” anlamına gelir, diğer bir deyişle iletişimsel eylemde bulunan konuşmacı alıcının önermeye inanmasını amaçlarken aynı zamanda alıcının bu niyetin farkında oluşunu hedefler. Currie’ye göre kurmaca yapmak hayal oyununa yönelik bir iletişimsel eylemdir. Walton’ın hayal gücü kavramına vurgu yapan Currie iddianın inanca yönelik olduğunu ama kurmaca yazarlarının alıcıların hayal gücünü harekete geçirme niyetine sahip olduğunu iddia eder. Fakat bu koşul gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Truman Capote’nin “Soğukkanlılıkla” eserinde olduğu gibi hayal gücünü harekete geçirmeyi amaçlayan ama aynı zamanda gerçekten yaşanmış olayları aktaran karşı örneklerden kaçınmak için Currie eserin en fazla tesadüfen doğru olabileceğini ve kurmaca bir eser olarak kabul edilebilmesi için bu ek şartın sağlanması gerektiğini öne sürer. Bu nedenle kurmaca söylem, yani alıcıda hayal oyununu harekete geçirme niyeti kurmacanın temelidir.
David Davies “Aesthetics and Literature” (Estetik ve Edebiyat) kitabında Currie’nin ilk koşulunu kabul eder ama ikincisi konusunda farklı bir görüşe sahiptir. Davies’e göre kurmacalık, yazarların hayal ürünlerini üretme niyetinde bulunmalarına dayanır. Öte yandan yazarlar metinlerini hazırlarken “sadakat kısıtlaması” tarafından yönlendiriliyorsa kurmaca bir eser yaratmada başarısız olurlar. Metnini gerçeklere sadık kalmayı gözeterek oluşturan bir yazar anlattığı olayların oluş sırasına sadıktır ve olayları gerçekten olduğu şekliyle aktarmaya çalışır. Currie ve Davies’in görüşleri arasındaki temel fark bu noktada yatar. Currie’ye göre Capote’nin “Soğukkanlılıkla” adlı eseri kurmaca olmayan bir eserdir. Öte yandan Davies yazarın genel olarak gerçekliğe bağlı bir metin yazma niyetine sahip olmayabileceği ihtimalini kabul eder. Davies’e göre Capote böyle bir genel niyete sahip değilse, anlatının tesadüfen doğru olmasına bakılmaksızın, “Soğukkanlılıkla” hâlâ kurmaca bir eser olarak kabul edilebilir.
Catharine Abell Fiction’da (Kurmaca) hayal gücü ve kurmaca arasındaki yaygın kabul gören bağlantıyı reddeder ve kurmacayı hayal ürününden ayırmak için kurumsal bir görüş önerir. Abell, Francesco Guala’nın Understanding Institutions’taki kurumlar üstüne olan çalışmasını takip eder. Guala’nın görüşüne göre kurumlar, belli bir problemi bir arada çözmeye çalışan bir grubun düzenleyici kurallar çerçevesinde söz konusu probleme çözüm üretmesinden oluşur. Abell kurmaca kurumlarının “denge çözümleri” sunan düzenleyici kurallar çerçevesinde tanımlandığını savunur. Kurmaca açısından koordinasyon problemi, hayalleri bir başkasına aktarma sorunudur. Denge çözümü, “birisi X türünde bir söylem ürettiğinde Y’yi hayal et” şeklini alır. Bu nedenle kurmaca hayal gücüne (doğrudan) atıfta bulunmaz. Bunun yerine yazarlar, okurların eserin kurmaca kurumlarının düzenleyici kuralına uygunluğunu tanımasını amaçlamaktadır. Dolayısıyla bir kurmaca metnini kurmaca yapan da yazarların kurmaca kurumlarının kurallarına uyma niyetidir. Searle kurmacayı taklit olarak görürken Walton bunu hayal oyunu olarak tanımlar. Currie kurmacayı hayal oyununa yönelik bir iletişimsel eylem olarak ele alırken Davies sadakat kısıtlaması kavramını getirir. Abell ise kurmaca kurumlarının kurallarına uyma niyetine vurgu yapar. Her birinin yaklaşımı edebi eserlerin nasıl değerlendirilebileceğine dair yeni bakış açıları sunuyor. Peki, sizin için kurmaca nedir?
Kurmaca Kavramı Grup Sunumu Değerlendirme Ölçeği
| Değerlendirme Ölçütleri | 4 (Çok Başarılı) | 3 (Başarılı) | 2 (Kısmen Başarılı) | 1 (Geliştirilmeli) |
|---|---|---|---|---|
| Kavram Bilgisi ve İçeriğin Anlaşılması | Kurmaca kavramına ilişkin bilgiler çok iyi anlaşılmış, doğru, derinlemesine ve kapsamlı bir biçimde aktarılmıştır. | Kurmaca kavramı büyük ölçüde doğru anlaşılmış ve yeterli düzeyde aktarılmıştır. | Kurmaca kavramı kısmen anlaşılmış; bazı yanlış anlamalar veya eksiklikler vardır. | Kurmaca kavramına dair temel bilgiler yeterince anlaşılmamış veya hatalıdır. |
| Örneklerle Bağlantı Kurma ve Analiz Etme | Seçilen kuramsal yaklaşım, edebî/görsel örneklerle özgün, derinlikli ve etkili şekilde bağlanmıştır. | Kuramsal yaklaşım, örneklerle genel olarak doğru ve uygun biçimde bağlanmıştır. | Kuramsal yaklaşım ile örnekler arasında zayıf veya yüzeysel bağlantılar kurulmuştur. | Kuramsal yaklaşım ve örnekler arasında bağlantı çok zayıf, tutarsız veya kurulmamıştır. |
| Sunum Becerileri ve Grup Çalışması | Sunum net, akıcı, dinamik ve profesyoneldir. Grup üyeleri eşit ve etkili katılım göstermiştir. | Sunum genellikle net ve anlaşılır; grup üyelerinin katılımı çoğunlukla dengelidir. | Sunum zaman zaman belirsiz; grup üyelerinin katılımı dengesizdir. | Sunum net değil, organizasyon eksik; katılımda ciddi sorunlar vardır. |
| TOK ile Bağlantı Kurma (Eleştirel Düşünme) | Sunumda TOK bağlantıları bilinçli, açık, net ve derin bir şekilde kurulmuştur. | Sunumda TOK bağlantıları yeterince kurulmuş ve açıktır ancak derinliği orta düzeydedir. | Sunumda TOK bağlantıları yüzeysel veya zayıftır; genel ifadelerle sınırlıdır. | Sunumda TOK bağlantıları bulunmamaktadır veya yanlış kurulmuştur. |
| Yaratıcılık ve Orijinallik | Sunum ve içerik son derece yaratıcı, özgün ve ilgi çekicidir; belirgin yenilikçilik vardır. | Sunum ve içerik yaratıcı ve özgündür ancak daha fazla geliştirilebilir. | Yaratıcılık sınırlıdır; genel ve alışılmış yollar tercih edilmiştir. | Yaratıcılık eksiktir; içerik ve sunum basit veya klişedir. |
| Ölçüt | Alınan Puan | En Yüksek Puan |
|---|---|---|
| Kavram Bilgisi ve İçeriğin Anlaşılması | 4 | |
| Örneklerle Bağlantı Kurma ve Analiz | 4 | |
| Sunum Becerileri ve Grup Çalışması | 4 | |
| TOK ile Bağlantı Kurma | 4 | |
| Yaratıcılık ve Orijinallik | 4 | |
| TOPLAM | 20 |
Bir anlatı örneği (roman, kısa hikâye, film sahnesi, masal vb.) üzerinden kurmacanın gerçeklikle kurduğu ilişkiyi analiz eden kısa bir yazı yazınız. Yazınızda aşağıdaki noktalara değinmelisiniz:
- Kurmacanın gerçeklik algısını nasıl şekillendirdiğini açıklayın.
- "Kurmaca anlaşması" kavramını kullanarak okurun anlatıya nasıl dahil olduğunu gösterin.
- Seçtiğiniz eserde hangi unsurların (karakter, mekân, zaman, olay örgüsü vb.) gerçeklik yanılsamasını güçlendirdiğini tartışın.
- İsterseniz "üstkurmaca", "güvenilmez anlatıcı" gibi kavramlara da değinebilirsiniz.
- Yazınız 300–400 kelime arasında olmalıdır.
- Yazınızı pdf formatında en alttaki kısma yükleyiniz.
Değerlendirme: Toplam 20 puan (Ölçüt A: Anlama ve Yorumlama, Ölçüt B: Analiz ve Değerlendirme, Ölçüt C: Organizasyon ve Odak Noktası, Ölçüt D: Dil Kullanımı).
Bu görev, öğrencinin kurmaca ve gerçeklik kavramları üzerine kavramsal bir yazı geliştirmesini hedefler.
Değerlendirirken dikkat edilmesi gereken noktalar:
- Kurmaca ile gerçeklik arasındaki ilişkinin doğru ve yaratıcı yorumlanması (Ölçüt A).
- Metinsel unsurların analizi (karakter, mekân, zaman) ve kavram kullanımı (Ölçüt B).
- Yazının mantıklı bir yapı içinde organize edilmesi (Ölçüt C).
- Dilin açık, etkili ve akademik olması (Ölçüt D).
Öğrencinin "kurmaca anlaşması", "gerçeklik yanılsaması" gibi kavramları kullanması teşvik edilmelidir.


BİLGİ KURAMI/TOK BAĞLANTISI
Bir anlatı metniyle karşı karşıya gelmenin temel kuralı, okurun sessiz bir biçimde yazarla, Coleridge'ın "inançsızlığın askıya alınması" adını verdiği bir kurmaca anlaşması'nı kabul etmesidir. Okur, kendisine anlatılanın hayal ürünü bir öykü olduğunu bilmelidir; ancak bu, yazarın yalan söylediğini düşünmesini gerektirmez. Searle'ün belirttiği gibi, yazar gerçek bir beyanda bulunuyormuş gibi yapar. Biz de kurmaca anlaşmasını kabul eder ve onun anlattıkları gerçekten olmuş gibi davranırız.
------------- Umberto Eco’nun “kurmaca anlaşması” kavramına yönelik düşüncelerinizi dile getiriniz. Bu düşünceye katılıyor musunuz? Şu, TOK/Bilgi Kuramı bakış açısıyla yanıtlayınız: “Kurmaca eserlerde kullanılan dil, okuyucunun gerçeği algılama biçimini nasıl şekillendirir?” (Bilgi ve Dil seçmeli teması)
- Kurmaca
Gerçek dünyadan kopuk, hayal gücüne dayanan, belirli bir anlatı kurgusu içinde oluşturulmuş olay, karakter ve mekânlardan oluşan anlatı türüdür. Gerçekliğin birebir kopyası değildir; yazarın zihinsel üretimidir. - Taklit (Yansıtma)
Sanatın doğayı ya da yaşamı birebir yansıtması değil, yorumlayarak yeniden üretmesidir. Özellikle klasik kuramlarda sanatın temel işlevlerinden biri sayılmıştır. - Üstkurmaca
Edebî metnin, kendi kurmaca yapısının farkında olması ve bu farkındalığı anlatı içinde açık biçimde göstermesidir. Yazar ya da anlatıcı, kurmaca dünyanın yapaylığına dikkat çeker. - Gerçeklik Yanılsaması
Okurun, okuduğu metindeki olayları, kişilerle ilişkileri ya da anlatı durumunu gerçekmiş gibi algılamasıdır. Bu etki, anlatımın ayrıntılı ve inandırıcı kurulmasıyla sağlanır. - Güvenilmez Anlatıcı
Olayları eksik, çarpıtılmış ya da yanlı biçimde aktaran; tutarsız ya da çelişkili ifadeler kullanan anlatıcı türüdür. Okuyucu, anlatılanlara kuşkuyla yaklaşmaya yönlendirilir. - Kurmaca Anlaşması
Okurun, anlatının kurmaca olduğunu bilerek, onu gerçekmiş gibi kabul ederek okuma sürecine katılmasıdır. Bu bilinçli kabul, anlatının etkisini artırır. - Anlatıcı
Hikâyeyi okura aktaran ses ya da kişidir. Birinci kişi (ben), üçüncü kişi (o), çoğul kişi (biz) gibi farklı bakış açılarından metni aktarabilir. - Olay Örgüsü
Anlatıdaki olayların belirli bir mantıksal sıra ve neden-sonuç ilişkisi içinde düzenlenmesiyle oluşan yapıdır. Anlatının temel çatısını oluşturur. - Zaman
Olayların geçtiği süre veya dönemdir. Anlatıda doğrusal, geriye dönüşlü ya da eş zamanlı zaman kurguları olabilir. - Mekân
Olayların geçtiği fiziki ya da simgesel çevredir. Karakterlerin psikolojisini, anlatının atmosferini ve anlamını belirleyici bir öğedir. - Karakter
Anlatıdaki kişilerdir. Bireysel özellikleri, değişimleri ve ilişkileriyle anlatının taşıyıcısıdır. Tip ya da karakter olarak sınıflandırılabilirler. - İç Monolog
Karakterin iç dünyasında geçen duygu ve düşüncelerin, doğrudan ve müdahalesiz biçimde aktarılmasıdır. Anlatıcı araya girmez. - Bilinç Akışı
Karakterin zihninden geçen düşüncelerin, çağrışımlarla ve çoğu zaman gramerden bağımsız şekilde aktarıldığı anlatım biçimidir. - İroni
Söylenenle kastedilenin ters düştüğü, çoğu zaman eleştiri ya da mizah amacı taşıyan anlatım tekniğidir. Durumsal ya da sözlü olabilir. - Anlatım Teknikleri
Bir yazarın, duygu ve düşüncelerini okuyucuya aktarmak için kullandığı yöntemler bütünüdür. Diyalog, iç monolog, anlatıcı bakış açısı gibi çok çeşitli teknikleri kapsar.
Kurmaca metinlerde, gerçeklik ve kurmaca arasındaki sınırın belirsizleşmesi aşağıdakilerden hangisiyle en doğru şekilde açıklanır?
A (Doğru): Kurmaca anlatıyı kabul ederken, okur kendi inançsızlığını askıya alır ve metni gerçekmiş gibi deneyimler.
B: Yazar her zaman yaşanmış olayları anlatmaz; kurmaca özgürce yaratılmış olayları da içerir.
C: Yalnızca kronolojik olaylar sunulması bir metni kurmaca yapmaz; kurmaca olayların düzenlenme biçimiyle ilgilidir.
D: Gerçekliği sürekli vurgulamak kurmacanın doğasına aykırıdır, çünkü kurmaca zaten belirli bir "gerçeklik yanılsaması" yaratır.
Gregory Currie’ye göre bir metni kurmaca yapan temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?
B (Doğru): Currie’ye göre yazar, okurun hayal gücünü harekete geçirme niyetiyle yazar; bu kurmacanın temelidir.
A: Olayların birebir gerçeğe dayanması kurmacayı tanımlamaz; hatta bazen kurmaca olaylar gerçeğe hiç dayanmayabilir.
C: Sahne dekoru kullanımı, kurmaca niyetinden ayrı bir konudur; dekor sadece bir anlatı tekniğidir.
D: Okurun inançsızlığı tamamen reddetmesi gerekmez; kurmaca zaten inançsızlığı "askıya almak" üzerine kurulur.
Selçuk Çıkla'nın “Romanda Kurmaca ve Gerçeklik” makalesinde, edebi mekânın doğası için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
B (Doğru): Gerçek mekânın birebir aynısı değildir; edebi mekân, gerçeklikten saparak kurgulanır ve özgün bir atmosfer oluşturur.
A: Okurun zihninde yeni bir kurmaca dünya oluşturmak edebi mekânın temel işlevlerinden biridir.
C: Mekân, yazar tarafından yapılandırılır; bu onun kurmaca dünyaya ait olmasını sağlar.
D: Mekân kurmacada gerçekte var olsa bile olduğu gibi değil, değişmiş bir biçimde yer alır.
Umberto Eco’nun "kurmaca anlaşması" kavramı aşağıdakilerden hangisini en iyi şekilde açıklar?
C (Doğru): Eco’ya göre okur, hikâyenin gerçek olmadığını bilerek ama "gerçekmiş gibi" kabul ederek okumayı sürdürür.
A: Yazarın yalnızca doğru olayları aktarma sorumluluğu yoktur; kurmaca yaratıcı bir alandır.
B: Kurmaca yalnızca gerçek olaylardan türemek zorunda değildir; tamamen hayal gücüne dayalı olabilir.
D: Anlatılanları "yalan" olarak görmek kurmacanın ruhuna aykırıdır; burada karşılıklı bir "oyun" ve "anlaşma" vardır.
David Davies'e göre, bir metindeki olaylar tamamen gerçek olsa bile, yazarın gerçeklere sadakat gösterme niyeti yoksa eser yine de kurmaca kabul edilebilir.
| DOĞRU MU YANLIŞ MI? |
True (Doğru): Davies'e göre önemli olan, yazarın gerçeğe bağlı kalma niyeti değil, metnin üretim amacıdır; sadakat yoksa, metin kurmaca sayılır.
False: Yanlış olurdu çünkü olayların birebir gerçek olması yetmez; yazarın niyeti belirleyicidir.
KAYNAKÇA
- Çakır, Özgür. “Mekân, İnsan ve Edebiyat.” DergiPark, dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3578861. Erişim tarihi: 20 Nisan 2025.
- Çıkla, Selçuk. “Romanda Kurmaca ve Gerçeklik.” Hece, özel sayı 65–67, 2002, ss. 111–129. DergiPark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4046147.
- Eco, Umberto. Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti. Çev. Şeyda Öztürk, Can Yayınları, 2020.
- Güçbilmez, Beliz. Anne Ben Düştüm mü? Kurmacalara Neden Muhtacız? İletişim Yayınları, 2021.
- Gülsoy, Murat. Kıyamet Sonrası Olağan Bir Gün. Can Yayınları, 2024.
- Güngör, Alper. “Kurmaca Nedir?” Oggito, 26 Eylül 2022, https://oggito.com/icerikler/kurmaca-nedir/68919.
- Karataş, Turan. Ansiklopedik Edebiyat Terimleri Sözlüğü. İz Yayıncılık, 2018.
- OpenAI. “AI-Generated Image of a Human Shaking Hands with an Alien.” DALL·E, 17 Apr. 2025, [ChatGPT interface], https://chat.openai.com. Accessed 17 Apr. 2025.
- OpenAI. “AI Illustration of Little Red Riding Hood and the Wolf in a Forest.” DALL·E, 17 Apr. 2025, [ChatGPT interface], https://chat.openai.com. Accessed 17 Apr. 2025.
- OpenAI. “Digital Painting of an Ottoman Astronomer Using a Modern Telescope.” DALL·E, 17 Apr. 2025, [ChatGPT interface], https://chat.openai.com. Accessed 17 Apr. 2025.
- OpenAI. “AI-Generated Portrait of a Crying Humanoid Robot.” DALL·E, 17 Apr. 2025, [ChatGPT interface], https://chat.openai.com. Accessed 17 Apr. 2025.
- Sazyek, Hakan. Roman Terimleri Sözlüğü. Hece Yayınları, 2020.