Home of real teaching & learning
  • Full support for teachers
  • Focus on critical thinking
  • Engaging classroom activities
  • Integrated student eBook
  • Assessed tasks / qBank
  • Practice exam questions

The InThinking Guarantee: Our sites are written by expert practitioners and not by AI

See our AI policy

Disclaimer: InThinking subject sites are neither endorsed by nor connected with the International Baccalaureate Organisation.

Don't miss out, find out!

"Şiir, Gerçek ve İmge"

Prof. Dr. Bahtiyar Aslan'ın "Şiir, Gerçek ve İmge" makalesini, kendisinin izniyle paylaşıyoruz. 

Şiir, Gerçek ve İmge

           Gerçek kavramı bütün disiplinlerin, üzerinde düşündüğü ve söz söylediği kavramlarından biri belki de birincisidir. Kavramın tarifinin gerçekliği ve geçerliliği de her disiplinin kendi içinde sınırlıdır. Şüphesiz bu sınırlılık hâline zamanı da eklemek gerekir. Çünkü, disiplinler bünyelerinde meydana gelen değişme ve gelişmeye göre kavramı yeniden tarif etme ihtiyacı duymuşlar ve kavram bu yanıyla da tarihin gerçekliğiyle ilintili bir hâl almıştır. Buna eklenmesi gereken başka bir gerçeklik de kavramın, bir disiplin içindeki farklı anlayışlara bağlı olarak birçok tarifinin yapıldığıdır. Yine bu anlamda kavrama pratik ve teorik esaslı yaklaşımlar da farklı tarifleri doğuracaktır. 

            Şiirsel gerçek kavramına plastik esaslı yaklaşımlar, hem bütün disiplinlerin gerçek anlayışıyla, hem de mevcut şiir birikiminin sunduğu gerçeklikle temasa geçmeyi gerektirir. Çünkü şiirsel gerçeklik bu anlamda tarihî süreçte diğer disiplinlerin gerçeklik anlayışlarıyla ilişki içinde olmuştur. Bunun sebebi de şairin kendi şairliğiyle sınırlı bir varlık olmamasıdır. O, aynı zamanda eşya ve hadiselerle değişik kanallar yoluyla ilişki kurmak zorunda olan bir insandır. Bir yandan şair olarak şiirsel gerçeklikle buluşurken, diğer yandan da insan olarak çağının, çağında hükmünü süren bilim ve felsefenin ve diğer disiplinlerin gerçekliğiyle (muhalif olarak bile olsa) buluşur. Buna şairin dışında bilim adamlarının ve eleştirmenlerin de şiiri tarif etme haklarının olduğunu eklemek gerek. İkinci türden buluşmalar kimi zaman şairin şiirini, bu disiplinlerden birinin gerçek anlayışıyla mezcetmesi sonucunu doğurur. Bu noktada da şiir kendi başınalıktan uzaklaşarak ilişki içine girdiği disiplin ve anlayışla tarif ve tavsif edilir. Ötesi bu tarif ve tavsifler teoriye de yansır. Ancak hareket noktası pratik olduğu için teorik plandaki tarif ve tasnifler, şiirin gerçeğiyle tam bir buluşmayı gerçekleştiremez. 

             Oysa bağımsız bir teorik yaklaşım, öncelikle şiiri kendi içinde aramalı ve şiirin kendiliğinden oluşunu esas almalıdır. Şu hâlde, şiir ve şair, insan olarak başka disiplinlerle girdiği ilişkiden soyutlanarak yine kendisiyle (şiir ve şairle) sınırlı olan izahlar peşinde koşmalıdır. Bu aynı zamanda, şiir ve şair kendi varlığının ilk prensipleriyle meşgul olmalı anlamına da gelir, dış dünyayı yorumlarken de bu prensipleri esas almalıdır anlamına da. Bu türden bir yaklaşım şüphesiz ilk anda şiiri ve şairi gelenekten koparan bir anlayışı çağrıştırıyor. Sanki bütün şiirsel birikimin üzerinden aşarak da sıfır noktasına gitmeyi öneriyor. Oysa, bu anlayış geleneği de aynı prensipten hareketle değerlendirmeyi esas alır. Teorik esaslı yaklaşımların insan zihnine daima mutlak olanla buluşmayı salık verdiği herkesin malûmudur. Bu tür bir yaklaşım içinde olan şair, eleştirmen veya edebiyat bilimcisi, mutlak bir şiir kavramından söz edecek ve mevcut şiirsel birikimi bu mutlak mihenge vurarak değerlendirecektir. Mutlak olmak, kavram açısından önü açık olmaktır da. Dolayısıyla yapılan her tarif eksik kalacaktır. Çünkü mutlak olmak aynı zamanda zihnî melekeler tarafından bütünüyle kavranamamaktadır. Şiir için orijinallik, benzersizlik esas ise, her yeni şiir aslında kendisiyle beraber yeni bir şiir tarifi de getiriyor demektir. Dolayısıyla şiirin nihaî bir tarifi yapılamaz diyebiliriz. 

            Şiir ve imgelye ilgili buunca tarifin kitaplarda dolaşmasının temel sebebi de budur. Şiir ve imge için hem orijinal olmayı temel şart olarak koyacaksın, hem de onu tarif etmeye kalkışacaksın. Elbette bu mümkün değildir. Fakat bu tariflerin bütünüyle faydasız olduğunu da söylemek istemiyoruz. Bu tarifler en azından şiir ve imgenin ne olmadığını göstermek açısından bir kıymet ifade ediyor. 

İki 

           Bilim bize güneşi tarif ederken, anlatırken güneşe dair bir takım fizikî gerçekleri kendisine temel alır. Şiir içinse güneşin temel anlamı, (göz vasıtasıyla algılandığı için) gözümüzde, zihnimizde bıraktığı kamaşma etkisidir. Bu aynı zamanda şiirin ne yapması gerektiğinin de ip ucunu verir bize. Bize, şiirden bize güneşe anlatmasını değil kamaşmayı hissettirmesini bekleriz. Şiir için orijinal olma meselesi de burada beliriyor. Her şeyden önce güneşin her gözde aynı kamaşma etkisini yaratıp yaratmadığını bilmiyoruz. Burada bir farklılıktan bahsetmek mümkün gözüküyor. İkinci olarak ise bu kamaşmayı anlatırken şiirde tercih edilen dilin her şairde farklı olacağı gerçeği karşımızda duruyor. Şiiri ve imgeyi şairden şaire farklı kılan gerçek bu olmalı. Buna ek olarak ideler âleminde var olduğunu tasavvur ettiğimiz mutlak şiir gerçeğinden başka, her şairin de kendi şiir serüveni içinde mutlak bir şiir gerçeği olduğunu eklemek gerekir. Şairlerin sürekli şiir yazması başka türlü nasıl açıklanabilir? Her şair kendi içinde, kendi ölçüsü çerçevesinde mutlak bir şiir barındırır. Ötesi, bu mutlak şiirin imgesiyle yaşar. Aslında yazdığı bütün şiirler, yarattığı bütün imgeler ona ulaşmak içindir. Kendi mutlak şiirini yazabilen şair sonsuza kadar susmayı tercih edecektir yahut da yazdığı mutlak şiirini yeniden aramaya koyulacaktır. Bu da bulduktan sonra aramaya tekabül eder. 

          İmdi bu noktada şiir ve imge için bir tarif denemesi yapalım. Şiir, insan zihninde, daha çok da ruhunda meydana gelen kamaşmayı anlatma sanatı, imge de bu kamaşmayı hem algılama biçimi, hem de onun dile indirgenmiş hâlidir ve dahi kamaşmayı aynıyla, okuyanda yaratma çabasıdır. İmge, bir söz sanatı olmaktan çok söz sanatlarını bünyesinde barındıran, onlardan faydalanan bir şeydir. Dikkat edilirse bu tarifte bile şiiri ve imgeyi sekülarize etme söz konusudur. Dünyanın üstünde, dışında, ötesinde olan şiir ve imge gerçeğiyle buluşturmaz bu tarif bizi. Öyleyse bir şiiri okurken, metnin asıl metne (Sezai Karakoç'un deyimiyle) bir dipnotu olduğu gerçeğini hiçbir zaman elden bırakmamak gerekecektir. Okuyucuya düşen ise burada sezgiyi olanca gücüyle devreye sokarak asıl metne doğru ruhî bir yolculuk yapmaktır. Heidegger konuyla ilgili olarak şunları söylüyor; "Şairinden şiiriyle gerçekleştirilecek sahih diyalog, ancak şairane olabilir. Bu, şairler arası şairane söyleşidir." Devamında düşünme ile şiir arasında da bir diyalog kurmanın mümkün olacağını söylüyor Heidegger ve "Düşünmenin şiirle söyleşisi, ölümlülerin dilde yurt tutabilmeyi yeniden öğrenebilmeleri için dilin özünü uyandırmayı amaçlar." Heidegger'e göre belki de başlamamıştır bu diyalog. 

           Peki bu diyalog neden başlamamış bir diyalogdur? Bu sorunun cevabını, şiirin ve imgenin biricik oluşu gerçeğinden hareketle aramak en doğrusudur. Bu kabul bizi her şairin/ şiirin kendine has bir gerçeklik, bir dünya tasarımı olduğu gerçeğine ulaştırır. Şiir de, şair de dış dünyanın gerçekleri karşısında hiçbir zaman pasif değildir ve olamaz. Zihnine ya da ruhuna çarpan gerçekliği değiştirip kendi estetik düzeni içinde yeniden şekillendirir. Yani, sanat yepyeni bir dünya inşa etme işidir. Mevcut gerçeklikle bir problemi olmayan kişinin sanatsal bir eylem içinde olmasının da hiçbir gerekçesi olamaz zaten. Bu yepyeni dünyanın gerçekleri ve kuralları da doğal olarak özgün olacaktır. Biz, bu dünyayı kendi dünyamızdan hareketle okumaya, onunla diyaloğa geçmeye çalışabiliriz. Ancak daima ihtiyatla. Bu okumada ortak yanlar bulmak bizi o dünyayı algılamış olmak yanılgısına düşürebilir ilk elde. İhtiyatla diyorum çünkü o özgün dünyanın daima karanlık noktaları kalacaktır. Dolayısıyla şiirsel bir metinle diyaloğa girerken, meselâ bazılarının İkinci Yeni şiiri için söyledikleri gibi, anlamsızlık ya da anlaşılmazlık bahanelerine sığınma hakkımız yoktur. Aynı şekilde bütünüyle anlama, tam da olduğu gibi çözümleme iddiasından da uzak durmak gereklidir. Bir şairin imge tekniğini kavradıktan sonra, karşımızda anlamsız gibi duran imgelerin kodlarını çözmek kolaylaşacaktır. Ancak bu bile mutlak şiirin, mutlak imgenin indirgenmiş hâli olan metni bir kere daha indirgemek anlamına gelecektir ki bu da bizi yine diyaloğun başlamamış olması gerçeğiyle kaşı karşıya getirir. Ancak yine de faydasız değildir bu diyalog. Heideger'in deyişiyle; "Bir şiiri irdelemek, şiirle girişilen düşünme temelli bir diyalogdur. O, ne şairin dünyaya bakışını ortaya koyar, ne de onun işliliğinin envanterini çıkarır. Şiiri irdelemek, asla şiiri işitmenin (duymanın) yerini alamaz, buna rehberlik bile edemez. Düşünme temelli irdeleme, olsa olsa, işitmeyi sorgulanmaya değer kılar ve en iyi halde işiteni (duyanı) daha yüksek duygulara ulaştırır." Demek ki, İkinci Yeni şiiriyle olsun, tek başına bir şairin şiiriyle olsun, düşünme temelli bir diyaloğa girerken beklentilerimiz anlamla ilgili beklentiler olmalıdır. Şiirin anlamsızlığıyla ilgili bir sonuca varmak, olsa olsa onunla girilen diyaloğun temellerinin anlam üzerine kurulması yanlışlığıyla ilgili bir durumdur. Doğru sonuca ulaşmak için doğru diyalog kurmak gerekir. Okurun, şiirinden kendisine güneşi anlatmasını beklemek yerine, şairin gözündeki ya da ruhundaki kamaşmayı hissetmeye çalışması, onun gözüyle güneşe bakması daha doğru bir tavır olacaktır. 

Üç

    Peki imgede orijinalliği esas alırsak, bu aynı zamanda sonsuz sayıda imge yaratma imkânından bahsetmek anlamına gelmez mi? Ötesi bu mümkün müdür? Teoride bu mümkün görülmekle beraber pratikte mümkün değildir. İçine doğulan şiirsel kültür bir yerde bu imkânı sınırlandırıyor. Orijinal olma meselesi de söyleme doğru kayma gösteriyor. Tekrarlanan imgelerle farklı metinler oluşturmaya yöneliyor şair. Klasik şiirimizi ve mazmun sistemini esas alırsak, mesela sevgilinin sıfatları geleneğin belirlediği şekildedir. Bütün şairler de bu ortak nazmın sistemini kullanmışlardır. İlk başta özgün imgeler olduğunda şüphe olmayan bu sistemin her parçası zamanla, mirî malına dönüşmüştür. Yani bu mazmunların bir ilk söyleyeni mutlaka vardır. Elbette mazmunların mirî malı olmasında  ortak bir medeniyet anlayışının,, ortak bir duyuşun etkisinin varlığı muhakkaktır. Düşüncenin ve dünyayı algılayışın bu kadar çeşitlendiği bir çağda, izafiyet diye bir şeyin kabul gördüğü bir ortamda imge için aynı şeyi söylemek şimdilik mümkün değil. Pratikte de ödünç imgeler kullanan şairlerin varlığına rağmen, herhangi bir olgunun imgesinin toplumsal kabul gördüğü şimdilik vaki değildir. Belki de imgenin en temel gerçeklerinden biri de çağımıza has oluşu ve asla ortak kabule imkân tanımamasıdır. Peki gelecek nesillerin bugünkü şiirle diyaloğu nasıl olacaktır? Bizim klasik şiirle kurduğumuz bağa nispeten, onları bugünkü şiirle bağ kurma konsunda daha çetin bir mücadelenin beklediği muhakkaktır. Belki de olacak olan şey, bütün imgelerin iz düşümünü yapmak yerine (mazmun sözlüğü gibi bir şey) imge çözümleme metodları oluşturmaktır. Yahut da her şair için bir imge sözlüğü hazırlamak...

     Sonuç olarak, şiir ve imgenin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bir yığın tarifinin yapılacağı ama bu tariflerden hiçbirinin mutlak tarif olmayacağı, kuşatıcı sıfatına kavuşamayacağı şiir ve imgenin en temel gerçeğidir diyebiliriz. İmgenin temel esprisinin özgün olmak oluşu, çağımız insanının dağınıklığını merkeze alınca, zaman içinde onun klasik mazmun sistemine benzer bir sisteme kavuşamayacağını göstermektedir. Bu da imgenin başka bir gerçeğidir. Ancak yine de imge ile ilgili her düşünce, her yazı ve onu tarif etmek için girişilen her çaba şiirsel diyaloğun doğru başlamasına katkıda bulunacaktır. Asıl mesele de budur. İmgenin, şiirsel diyaloğun gerçekleşmesinde ciddi bir engel oluşturduğu, ancak bu engel doğru diyalog tercihiyle aşıldığında ortaya umulandan daha verimli bir diyaloğun çıkacağı da başka bir gerçektir vesselam... 

Aslan, Bahtiyar. "Şiir, Gerçek ve İmge," Türk Edebiyatı 397: Şiir ve İmge, 18-20 (İstanbul: Kasım 2006) 


Tags: şiir, imge, gerçek

All materials on this website are for the exclusive use of teachers and students at subscribing schools for the period of their subscription. Any unauthorised copying or posting of materials on other websites is an infringement of our copyright and could result in your account being blocked and legal action being taken against you.

Help